Sihirli bir tatil klasiği
1999 yılının Kasım ayında eşimle evlendiğimizde nikahımızın ertesi günü kaçabileceğimiz bir yerlerin arayışındaydım.
Bir dost tavsiyesi ile var olan alternatifler içinden MAGIC LIFE’i seçmiştim.
Kasım ayı, Antalya’da tüketilmiş hazinelerin kenar köşesinde kalmış değerli taşlar gibiydi. Bu değerli taşlardan biri hiç şüphesiz Antalya diğeri de Antalya’ya değer katan MAGIC LIFE idi.
Ben de bu sihir ülkesinde bulduğum hazineyi hayat yoldaşına sunan kişiydim…
MAGIC LIFE her nasıl bir sihirse takip eden yıllarda sadece ama sadece MAGIC LIFE otellerinde tatil yaptık. Bir defa farklı bir yerde tatil yapma denememiz tatsız bir deneyim olarak hatıralarımızda yer aldı ve asılları varken taklitlerini tercih etmeme konusunda ciddi bir ders aldık.
Cem Kınay ismi ile birinci tanışmamız bu şekilde gıyaben gerçekleşmişti. Türk turizminin deha isminden o yıllarda haberdar olmuştuk.
Magic Life ile Cem Kınay birlikteliğinin sona erdiği yıllarda da Magic Life müşterisi olmaya devam ettik ama bu turizm cumhuriyeti en önemli kozunu kaybetmişti.
Cem Kınay isminin yarattığı büyük marka için ne kadar önemli olduğunu otel üst düzey yöneticilerinden çarşafları seren toplayan ablalara kadar gözlemlemek mümkündü. Cem Kınay ismi geçtiği zaman “Cem baba gitti!” sözü ile yüzünde hüzünlü çizgiler oluşan emekçiler ile karşılaştım birçok defa.
Nasıl ki Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk’ten geriye kalan sistem özel çabalar ile bile yıkılamıyorsa Cem Kınay’ın gerek devrettiği otellerde gerekse de taklidi olan kuruluşlarda bu kadar kötü yönetimlere rağmen yarattığı sistem halen ayakta ve uzun yıllar da ayakta kalacağa benziyor.
Tıpkı Cumhuriyet gibi.
—
Bizi biz eden şu sevda - Galatasaray
Hayranlık duyduğumuz iş adamı Cem Kınay’ı gıyaben tanımak 2014 yılında şahsi bir dostluğa dönüştü.
Cem Kınay; çalışanı olduğum Galatasaray Spor Kulübü’nün yönetim kurulundaydı.
“Burnundan kıl aldırmaz bu adam!” dediğimiz yöneticinin kişilik olarak ender görülen bir tevazu sahibi olduğunu daha ilk tanışmamızda anlamıştım. Mevzu bahis olan iş olunca saatlerce çalışan, titiz, hatalara karşı toleranslı ama tekrarlanmaması hususunda otoriter ve didaktik bu liderin Galatasaray için de bir şans olduğu aşikardı.
Daha uzun, çok daha uzun bir süre kendisi ile birlikte çalışmak isterdim.
Eminim ve diliyorum ki bir gün Cem Kınay çok sevdiği Galatasaray için çok daha büyük projeler ve fikirler ile geri dönecektir.
—
Abime mesaj
Evet Cem abi…
Cem Kınay ismine hayatımın iki farklı döneminde rastlayışımın kısa özetini yazdım. Şimdi bu yazının üçüncü bölümünü kaleme alıyorum.
Birinci bölümde bir müşterin ve tükettiği ürünün patronu hakkında ekonomi dergilerine gördüğü makaleleri okuyan bir T.C. vatandaşıydım.
İkinci bölümde ise kısa süreli de olsa emrinde çalışma şansına sahip olmuş bir çalışanın oldum.
Birincisi hayranlıktı. ikincisinde buna saygı eklendi.
Gelelim üçüncüye…
Yaşar Kemal’in tüm romanlarını çok erken yaşlarda okudum. Sonra tekrar tekrar okudum. İnce Memed’in giriş sayfaları çok güzeldir. Belki de bugüne kadar okuduğum romanlar içinde en güzel olanıdır.
Tarlalarda yalınayak koşan çocuk Memed’in ayaklarına çakırdikeni adındaki yöreye has bitkinin nasıl battığının, çıplak ayaklarından dizine kadar adeta etlerine bıçak gibi daldığının mükemmel tasviridir o satırlar. Memedin koşarken hissettiği acıyı okuyucu da hisseder yüreğinde. Zaten Yaşar Kemal olmak da böyle birşeydir. Kelimeler yüreklere işleyen cümlelerin harcıdır.
Bir de Steve Jobs var…
Hani şu “öyle bir ŞEY yaratalım ki bir babaanne bile rahatça kullansın” dedikten sonra hayatımıza akıllı telefonu sokan adam.
Yaşar Kemal’in İnce Memed’i ve Steve Jobs’un iPhone’u…
Alakasız mı?
Bence sen alakayı kurdun.
Tıpkı Ahmed Arif’in dizelerinde olduğu gibi:
“Düşün!
Olasılık…
Atom fiziği…
Ham çarık, kıl çorap olsa da birileri…”
Bizler ülkemizde atom fiziği peşine düşerken ham çarık ve kıl çorabın akıbetini unutan insanlar olduk.
Ama sen yarattığın otellerin egzotik müzikleri eşliğinde sihirli bir hayatı yaşattığın insanlar ile ilgilenirken bir yerlerde ham çarık ve kıl çorap olanlara kafa yormayı unutmadın.
Sen abi…
İnce Memed gibi çakırdikeni bozkırlarda çıplak ayak koşabilen,
Steve Jobs gibi insanların hayatlarını güzel “ŞEY”ler sokabilen,
Ahmed Arif gibi olasılık ve atom fiziğini düşünürken Diyarbekir’de ayağında kıl çoraplı çocukları düşünebilen…
Güzel… Çok güzel bir abisin.
Duyduğuma göre fiziken altmış olmuşsun.
Ben seni biraz tanıdıysam sen daha yeni başlıyorsun.
Sende daha o kadar çok sihirli proje vardır ki bizler daha hayalini bile kuramamışızdır.
Nice senelere abi…
Sevdiklerinle, sağlıkla, sihirle…